Skip to main content

Full text of "Terbiye dersleri : birinci kitap = Terbiye dersleri : birin kitap"

See other formats


Birinci kitap 



Terbiye Dersleri 



Yazan 
Diyanet işleri Reisliği 
Müşavere Hey'eti aza- 
sından "Köy hocası„ 
gazetesi sahibi 
Ali Vahit 






Hakimiyeti Milliye Matbaa 
U ±S 

1928 



cs***^» ,u# »ij l^ ; ıjb ı 



wa 



Birin kitap Jcl^ 



Terbiye Dersleri 



Yazan: j'j\> 

Diyanet îşleri Reis- £l* ; tfJL&ıl ^W 

liğiMöşavere Hey'ti jx_-~U*l ^* .jjU* 

âzasından «Köy ho- ^«^ ^Ly. «^jT 

cası» gazetesi sahibi .jlj Jb„* *U 



Alı Vâhît 



a^j J* 



Hakimiyeti Milliye Matbaası 

1928 
N1YA 



. jju: jr J^l 3j?> İj£ 4 JU**- 

• J&O C^- *&\* J£; 



selâmlaşmak 

Selâmlaşmak, pek büyük ve 
çok ehemmiyetli bir şeydir, birbi- 
rimizle güzel geçinmenin en birin- 
ci şartıdır, bu sade sofular harcı 

değildir, belki herkesin her zaman 
kendine mal edineceği bir vazife- 
dir. Selâm bugün dünyanın her ta- 
rafında yerleşmiş, kökleşmiş ve 
hiç modası geçmez bir âdet ol - 
muştur. Sırası gelince , yolu ve , 

erkânı ile Selâm vermemek kaba- 
lıktır, hele verilen selâmı bir ö - 
zür yokken almamak haramdır, 
çok büyük bir ayıptır. 

Selâm, ehemmiyetsiz bir şey- 
miş gibi görünür ama onun yü - 
zünden ne muhabbetler kaynar , 
ne dostluklar doğar. Selâm ver - 
memek yüzünden de ne kinler 
tutulur, ne fenalıklara sebebiyet 
verilir. 



— 4 — 

•• "-w 

1 N M 

• <i^j *^*l £- 0^ • <^kl -Ar ^ vs-f 
jjjjt #3^ . c^jJI ^&f dk-4^— v; 

u>jp • JV < jüte «1jjSj> j» . ılJji #*&> 



— 5 — 

İnsan dediğn tathdıl, güleryüz 
meftunudur, adamın gönlü bun- 
larla avlanıverir . Bakarsın, kar- 
şıdan bir zat geliyor , sen ondan 
pek iltifat beklemiyorsun, hiç al- 
dırış etmeden gelip geçiverecek 
zannediyorsun, derken o zat tutar 
sana güzelce bir selâm verir , o 
zaman sen hoşlanırsın, artık o a- 
dama bir muhabbet bağlarsın , 
hiç olmazsa içinden onun için « ne 
iyi adam » dersin . 

Ne var, ne oldu ? o zat senin 
için paralar mı saçtı; sana bağlar, 
bahçeler mi bağışladı ? hayır, hiç 
öyle şeyler yapmadı, lâkin sana 
ehemmiyet verdi, bir selâmla se- 
nin gönlünü aldı, sen de ondan 
hoşlanır oldun . 

Bu, bu kadarla kalmaz, bir 
daha rasgelişinde bir selâm 
daha bir selâm daha derken 



— « — 

u*i* (j*J$ **W jl ** « j.fcjjjt c/:^ 

ı - 

ai^I Uf>>^- jl f Jul J-Uj\ 4»j»x 
* jjJ»J* er? ^->-* i £-— • j,W « T **-~' ^f. 



— 7 — 

günün birinde bir yerde buluşup 
merhabalaşırsınız. Derken derken 
birbirinizle güzelce bir ahbap 
olup çıkarsınız . İnsan bir selâm 
yüzünden nice kıymetli ahbablar 
peydahlar . 

Şimdi bir de bunun aksini dü- 
şünelim: kendisinden selâm umdu- 
ğun bir kimse senin yanından öyle 
bir çalım, bir kurumla gelip geçi- 
yor, hiç aldırış etmeyor . Sen bu 
hâle karşı kızarsın, tutulursun, 
« hele şuna bak, beni adam yerine 
koyup ta bir selâm bile vermedi » 
dersin « Alacağın olsun, dünyanın 
ucu uzundur » diye o adama karşı 
diş bilersin . 

Bu, böyle olmamalı ama, o se- 
lâmsız ağa işte buna sebep olur , 
sana zorla kin tutturur, hoşundu 
bağlattırır . Halbuki biz birbiri- 
ze karşı böyle mi olacaktık ? müs- 
lümanlıkta çalım etmek, kurum 



— 8 — 
^J t J m t jX*j\j <j£l>^ Ast** & m J<£\i < <Jct»^ 

■JijjiJİ • ->*V^" ^ ^-^. «-** ^r* ^ * -^r* 
*j&Jf jt ji O ^y l" J^t *iSj» <^J 

m « • 

«i-» * 



satmak, başkalarını hiçe saymak 
var mıdır ? birbirine kin tutup diş 
bilemek hiç bize yakışacak bir 
şey midir ? böyle şeyler hep be- 
lâların anasıdır, bu yüzden bin 
türlü fenalıklar çıhar . 

işte bunun için Tanrımız bize 
kur'ani kerimindeedep öğretiyor, 
ve terbiye dersi veriyor, selâm 
verildiği zaman güzel güzel selâm 

almamızı emrediyor, böylelikle bir 
çok fenalıkların önü alınmasının 
yollarını gösteriyor. Peygamber 
Efendimiz de bu uğurda çok çalışı- 
vor, daima selâm veriyor, selâm 
">r, selâm gönderiyor, selâm 
^*% herkesi güzel güzel selâ- 
xr or, herkesi birbirine 
+menin sebepieri- 
çocukîarla bile 
akîe hemküçük- 
jre güzel bir ders 
bir örnek oluyor . 



» 



-* 1« — 

T' â? * 

— M 

• ♦ M 



— 11 — 

Hazreti « Enes » ben çocukken, 
diyor, evimin önünde ^oynardım, 
bazen bakardım . Paygamber 
Efendimiz gelirlerdi. « Esselâmu 
aleyküm eyyühessıbyan»diyelbize 
selâm verirlerdi, sonra benim eli- 
mi tutup bana bir iş buyururlar- 
dı, beni bir şey için bir yere gön- 
derirlerdi, kendileri de ben gelin- 
ceye kadar oracıkta, duvarın göl- 
gesinde oturup beni beklerlerdi. 

Ağalar' Beyler! Görüyor musu- 
nuz, Peygamber Efendimizin ne- 
zaketini? bir çocuğa bir iş buyu- 
rulacağı vakit ne yapılırmış? na- 
sıl edilirmiş? haşa , « Gel buraya 
be!» diye söze baslamıyorlar,«yu- 
murcaklar, size oyun neymiş?«diye 
onları azarlayıp haşlamıyorlar , 
onlara bir kıymet veriyorlar, on- 
ları adam yerine koyup ilk evela 
güzelce bir selâm veriyorlar, son- 
ra bir iş buyuracakları çocu- 
ğun elinden güzel güzel tutup 



— 12 — 

m m 

V^_- ^ÜtS ^İj- ^^uJi (J^.^ * <j** 



— ıs — 
diyeceklerini diyorlar,oyundan ay- 
rılan o çocuğu o işe gönül hoşluğu 
ile gönderiyorlar, kendileri de$hiç 
kibir etmiyerek orada bir gölgede 
oturup çocukun gelmesini bekli- 
yorlar. Bunlar hep bize birer ders- 
tir* Peygamber Efendimize göre 
çocuğun kıymeti ne olduğunu 
şimdi söylemeğe kalksam selâm 
bahsi kalır. Bizim pek hor gördü- 
ğümüz şeylerden biri de çocuktur, 
hele şimdi biz sözümüze devam 
edelim: 

Bir gün Peygamber Efendimiz: 
eshaptan bazılarına karşı « siz i - 
man etmedikçe, cennete girmez- 
siniz, birbirinizle sevişmedikce de 
iman etmiş olmazsınız, ben size 
bir çare göstereyim mi ki onu ya- 
parsanız birtbirinizle sevişirsiniz» 
buyurdular. Eshabı kirrm da « E- 
yet' göster,ya resulâllâh dediler ^ 



— 14 — 

4>tjUlc^ l&»x\ ^J>* <*s* ^^ s<İÖi 
+*£+£■ . JLCİ Jfrl &* •aJLcl . ^>j^ ^ 

. . j^^Ul 4**~ 

<dto T jj^Jüj\ J**i a^. ^Vy t^Vy <^bl 

4*,*js* < 4»J J4* J4* < 4,1 yuy j^y 

4 <->^- 4^UUj <>U&rj < *J <£jt** 



- 15 - 

bunun üzerine Paygamber 
Efendimiz de « birdirinize selâm 
veriniz! » buyurdular. 

Bakın, hadisi şerife dikkat edht, 
cennet imanla ele geçermiş, iman 
da muhabbete bağlı imiş, muhab- 
bet te selâmla başlarmış. 

Ne doğru söz; Birbirini sevmi- 
yen, birbiriyle hoş geçinmiyenle- 
rîn imanından ne hayır gelir? öy- 
le iman adamı kolay kolay cenne- 
te nasıl eriştirir? demek uzak ol- 
sun, yakın olsun herkes birbirini 
sevecek, birbirini tutacak, böyle- 
likle millet selâmeti bulacak, Yoksa 
fearı, koca ile, evlat ana baba île.. 

kardeş, kardeşle., komşu, komşu 
iîe.. mahalleli, mahalleli ile.jbemşe- 
rî; hetıışeri ile ..vatandaş, vatan- 
daşla sevişmezse, hoş geçinmezse 
o mîlletin hâli ne olur? 



— 16 — 

« •"■■•> 



— 17 — 

Bunu düşünmeliyiz de bütün- 
milleti bir tek vücutnıuş gibi yap- 
mak için mümkün olduğu kadar 
sevişmeğe gayret etmeliyiz, ara- 
da ayrılık, gayrıhk bırakmamak 
için selâmlaşmağa ehemmiyet 
ver meliyiz . 

Öyle ise ağalar , beyler . . bir 

tanıdığa mı rasgeldik ? selâm 

vereceğiz, öyle aldırış etnıedenr 

geçmek yok, arada bir dargınlık 

kırgınlık olmadığını selâm ver - 
mekle anîatıvereceğiz . 

Bir yere ; mi gireceğiz ? 

Güzel güzel izin alacağız, se — 
lam vereceğiz, öyle sallapatiden^ 
girmek yok, kavga dövüş için? 
gelmediğimizi selâm vermekle 
bildireceğiz . 

Birine bir şey mi söyleyeceğiz, 
bir şey mi soracağız? iptida selâm 
vereceğiz, öyle damdan düşer gibî 
söze başlamak vok , önce selâm 



— 18 — 

-Jı^.* oy jo.~i ^ »iaj^a > i J>jyy «i-Uj^j 
— «* «■ -» 

* ♦ 



— 19 — 

sonra kelâm , bir yerden kalkıp 
gidiyor muyuz? yine selâm ver - 
ceğiz, öyle birdenbire başını alıp 
gitmek yok , bir kırgınlık filân 
olmadan güzel güzel gittiğimizi 
selâm vermekle bildireceğiz . 

Peygamber Efendimiz, evleri- 
ne girince ilk işleri selâm vermek 
olurmuş, sonrada her şeyden evvel 
misvak tutunurlarmiş, ikiside iyi 
şey, önce güzel bir selâm veri - 
yorlar, ev halkına hürmet ^mu- 
habbet gösteriyorlar, onlara kar- 
şı bir dargınlıkları olmadığını 
bildiriyorlar, sonrada hemen te- 
mizliğe başlıyorlar . 

Peygamber Efendimiz evle - 
rînden çıkarken de yine selâm 
vererek çıkarlarda, gönül hoşlu - 
o'u ile evden ayrıldıklarını ev hal- 
kına bildirmiş olurlardı'. Müslü- 
manlıöfi kimseye vermez nice a - 
damlar vardır ki eve cehre ile 



— 20 



diş* J t •>Jp\ &/. • )j~*\-^ {&" ^ 
o' 4-Uj^ j-, ^İJ \ 0***J u ) f*^-** «i^ 

t^ < jJj*j\ (jkx* jj^ıs* a: ^ *jf***m <^^ 

M 

JjÇ <jT 3 \ ûp^M j» jjfjp 4iüj f f v- i- 



_ 21 — 

suratla girerler, çıkıp giderken 
de öylece bir cehennem sıfatı ta 
kımrlar , böyle yapmağı da bir 
marifet sanırlar . Halbuki böyle 
geliş , böyle gidiş evdekiler! ür - 
kütür, telâşa düşürür, öyle selâm 
vermeden ekşi bir suratla eve 
gelen adamdan elbette her türlü 
dırıltı umulur , her türlü tatsızlık 
beklenir, sonra öyle somurtarak 
kapıyı vurup giden kimse kim 
bilir akşama gelince 'neler yapar, 
ne kıyametler koparır ? 

Bunlar hep insanı tasalandıra- 
cak, hep adamı birbirinden soğu- 
tacak şeylerdir, gelirken, giderken 
verilecek bir selâm iste bütün bu 
tatsızlıkların önüne geçip güzel 
güze! geçinmeğe sebep olur '. 

Müslümanlık sade namazdan , 
oruçtan, sade haçtan , zekâttan 
ibaret değildir, onlar dinin direk- . 
îeridir , temelleridir , binanın 



— 22 — 

j&LL** j-**j» . jx*^L- â>(^j< ozj*^ jVjI 

• *• 

» •• * 

* 0* ~ •* ^^ »* ** ♦* "^ ■+ w •+ ~ m İV* 

jji» JU d\»j» < £~^ • jj?& (Ss**-* j-Öt 



— 23 — 

binalığı sade temelle, sade direkle 
midir? ona daha bir çok şeyler 
lazımdır ki onları da yapmak, çat- 
mak gerektir . Tıpkı bunun gibi 
din binasına lâzım olan şeylerden 
biri de selâmdır, bunsuz müslü — 
maıılık olmaz, olsa da bir hayır 
gelmez . 

Bakarsın bir adam sıkı sıkı na- 
mazını kılar, orucunu tutar, hac - 
ca da gitmiş, zekâtını da verir ... 
Çok âlâ, çok güzel, lâkin kimse- 
nin vüzüne bakmaz , kimsecikle 
muhabbet etmez, suratından dü- 
şen bin parça olur . Demek adam- 
cağız müslümanlık yapmak isti- 
yor, ama AUahın kullarını sevmi- 
yor . Allahın kullarına hiç ehem- 
miyet vermiyor, yalnız kendisini: 
görüyor,! yalnız kendisini beğeni- 
yor . işte bunun hâli tıpkı sade 
temeli atılmış, sade direkleri ça- 
tılmış binaya benzer, iman kuşu- 
nu barındırmak için ö binanın 



— 24 — 

-.jjUİj jj* *-bt *li31 J**l ^»M- J^î . j^jV 

? \ « - 

• « % . ~ 



- 25 - 

daha pek çok eksiği gediği vardır 
Müslümanlıkta öyle karşı kar- 
şıya gelerek gözü gözüne ilişen- 
lere selâm vermemek şöyle dursun, 
hatta gözü görmiyen bir alilden 
bile selâmını esirgememek lâzım- 
dır, asıl selâma, asıl iltifata muh- 
taç o zavallıdır , görmiyor diye 
bir âmâya selâm vermemek ona 
hıyanet etmektir, haberi olmadan 
onun hakkını yemektir . 
Karşıdan karşıya, verilen selâmı 

almak üzerimize farz oldu İhı eibi, 
uzaktan uzağa gönderilen selâmı 
almak ta bovnumnza borçtur . 

Bir gün , Peygamber Efendi- 
mize biri geliyor : «Ya ResulAllah, 
babam size selâm sövledi » diyor, 
bunu duyunca, Peygamber Efen- 
dimiz de : « Ve. aleyke ve ajâ ebl - 
kesselâm » diyorlar . Yâni allahın 
selâmı senin üzerine de , babanın 
üzerine de olsun, buyuruyorlar- 



— 26 — 



— 27 — 

Mektupla gönderilen selâmı al- 
mak,! ve eevap vererek selâm gö- 
ndermek te bir haktır, sevişmek 
hep [karşı karşıva olmaz , böyle 
uzaktan uzağa da olur . Mektup- 
laşmak ta bir nevi görüşmek , bir 
nevi sıla etmektir, mektup yaz - 
mayıp selâmı, sabahı kesmek te 
bir nevi dargınlıktır, hele birinin 
mektubuna eevap vermemek pek 
ayıptır, âdeta onu adam yerine, 
koymamak, âdeta onun verdiği 
selâmı almamak gibidir . 

Peygamber Efendimiz , hı 
sim akrabanın , dostun ahbabın 
uzak düştüklerinde de muhabbeti 
kesmemelerine çok ehemmiyet 
vermişlerdir , bunun için « Bulun- 
duğunuz diyar uzak dahi olsa , 
mektuplaşarak sıla edin » buyur- 
muşlardır , öyle gözden İrak olduk 
diye birbirinizi gönülden de İrak 



— 28 — 

«a/jM «jkiljjft iJül*^ o^jü â^uL*» ^jh 
f*^~ *^M £«>«* ^^kjj^ *&} «A--» uH 

A>Jl* j- t£jt <" JJA-.j^^#jjT ^jt »jj iyi 
*^— #/'*.$» A— Jlv$! «t-*i» j J A_ ~*j ş^aj&J^J) 

.4^>^fe <- jjî^j ^U «iCL-ilj^ < aOao c^-**^ 

dij}U A>U^>^ tfj^J^ ^«Jt .^#^1 aU» ^>V 



— 29 — 

tutmak nıüslümanlıkta yoktur , 
dostluğu uzakta iken de , yakında 
iken de muhafaza etmek gerektir- 

Başka bir hadisi şerifte de , hiç 
olmazsa selâm göndermekle sıla 
edilmesi emredilmiştir . Yâni sıla 
etmek üzerinize boreolan hısım 
akrabanıza bari gidemiyorsanız 
hiç olmazsa onlara selâm gönderin,, 
böylelikle olsun onların gönlünü 
aim . 

Haydi diyelim ki bir insanın 
manii olur , kalkıp »gidip sıla ede- 
mez , eli de dardır r bir hediye 
filân gönderemez, pek âlâ bu adam 
bir selâm da mı gönderemez ? eli 
yufka ise vakti , hâli yerinde de - 
ğilse dilini de kedi mi yedi ? ni- 
çin hısımına akrabasına bir se - 
lanı olsun göndermiyor ? uzak 
düştüğü hısım akrabasından bir 
slâmmı bile esirgeyen kimseden 



— 30 - 

4j& J^X u?J* ^r* f*j*. ? j?^ * c$j\ 
- , - "** 

» ^JL-J^J . *^ jİA^*^.») 1 ü**~*JJ ti^^J e IS" ^ J 

atf JL3tf- «;U jJiî fiil ü&j), — ^ ık*^'" J. O 

•JSİÛ ji il f ^a£> jfc>J^ ~fy îijj. 



— 31 - 

artık ne beklenir? soyuna sopuna 
karşı bu kadar nekes olan kim- 
se, kim bilir ybancılara karşı 
nasıl olur? 

Peygamber Ffendimiz bir 
hadisi şerifte « insanların en ba - 
hili , en cimrisi selâmına bahîl 
olan kimsedir » buyurmuşlardır . 
iane vermiyen zenginler de ne - 
kestir, zekâtını f ıtrasım vermi - 
ven kimseler de nekestir, lâkin 

«y 7 

bir selâmını esirgeyen adam kâ - 
dar dünyada bahil kimse olmaz . 
Adamcağız bedava bir selâma 
bile yanaşmıyor , nerede kelâm 
nerede taam , nerede sohbet mu - 
habbet , nerede muavenet ? selâm 
gibi gayet koiay bir iyiliği yapa - 
mıyan adamdan nasıl olur da 
büyük büyük hizmetler bekle- 
nir ? insan iyiliklere hafiflerden , 
kolaylarından başlıyarak idman 



— 32 — 

- » •• •* 

•» * - 



— 35 - 

etmeli ki sonra miîletin memle- 
ketin selâmet için daha ağır, daha 
güç fedakârlıklara katlanabilsin. 

Peygamber Efendimiz bir ha- 
disi şerifte de şöyle buyurmuş- 
lardır: «Bir kimseye gerek toptan, 
gerek ayrı, ayrı yirmi müslüman 
selâm verse de o gün yahut o gece 
ölecek olsa ona cennet vacip olur» 

Sakın , cennet te ne kadar 
ucuzmuş demeyin , cennet ucuz 
değildir, din kardeşlerinin gönül 
leri pahalıdır. Güzel güzel selâm 

vererek yirmi ınüslüftıanın gön- 
lünü almağı sen az bir şey mi- 
sanıyorsun? nice sevaplar vardır 
ki küçük görünürler ama fayda- 
ları pek büyüktür, Nice günahlar 
da vardır ki küçük görünürler 
ama belâları da pek büyüktür , 
bunun için küçüktür diye öyle 
sevaplara, günahlara -ehemmi- 
yet vermemezlik etmeğe gelmez. 



— 34 — 
< JUil jA'S* Ûy m y Ûy m j. j\ — il (S k^ 

c^^ tij# dW • jjjlsj&J dr*?** 

dU}L- i^ ^JU^ . jJL^i J^^ dLiji 

jl-K 4J> . j*jtj jVj! J^l ^ dk^ 



— 35 — 

Bazı insan büyük büyük 
günahlar işler, Allahın gazabına 
uğramaz da ufak sandığı bir gü- 
nah yüzünden o saat belasını bu- 
luverir. 

Bazı sevaplar da böyledir. İnsan, 
büyük büyük hayrat, hasenat ya- 
par, makbule geçmez de beri taraf- 
ta bir yetimin başını okşar, yahut 
selâm vererek bir gönül [alır' Allah 
ta bu yüzden o adamın mertebe- 
sini arttın verir, bunun için yirmi 
kişiye selâmla cennet ele geçer mi 
diye şüpheye düşmek doğru de- 
ğildir, şimdi gelelim selâmın usu- 
lüne, adabına: 

Selâmı kim kime verecek, ilk 
önce selâma kim başlıyacak? bu 
da nazik bir mes'eledir, her şeyin 

bir usulü, erkânı vardır. Yolu ile 
yapılmıyan iyi şeylerden bazı fay- 
da yerine zarar gelir, zarar gel- 
mese de çirkin olur, îgülünç olur. 



36 — 



t/jS >^jji j^J£-C*l jjJU Oj£) f^— 

*• • M » # 

ç%* *j£fj. Jfj?/ <~Jj ç~$ ı£j. < ^\ 
O-ûJ" J. < 3j? J^^ J-ûJ* j. . j-&r*J* 

MM V 



— 37 — 

Elhasıl her şey yerinde, yolunda 
olmak gerektir . 

Selâm için Peygamber Efendi- 
mizden aldığımız ders şöyledir : 

Biri duruyor, oturuyor; biri de 
geçip gidiyorsa selâmı o geçip 
giden kimse verecektir . 

Biri yürüyor, biri de bir şeye 
binmiş gidiyorsa selâmı o binerek 
giden kimse verecektir. Karşılaşan- 
ların biri yaşlı, biri genç ise kü- 
çükler büyüklere selâm verecek- 
tir . Bir taraftan gelenler çok, bir 
taraftan gelenler az ise selamı 
azlık olanlar verecektir , hep bu 
tertibe böyle riayet edilecektir . 
Şimdi hatıra bir şey gelir . Yaşla- 
rı hemen hemene bir gibi olan iki 
kişi karşı karşıya geldiklerinde 
ne olacak, önce selâmı kim vere- 
cek ? bunu esbaptan birisi merak 
edip sordu . Peygamber Efendimiz 



. J£*J3ÜL •■ J&\ ^- 4-3* «İ^J* 

J..Ç& (f<$M • <>l*^ J^\ <Jy 

O^J^ ALJJIİJ öyly 9 4>j-- (j*^ - ^ &*-}»& 
J^ 1 LjO ^usS- JVjl AO ftJL.Jofe «-Jj**l"jk 

cr 4 -rV* , **o*ij m y. * jj^t * &*yA~r: 



— 39 — 

de «onların Âllaha en çok yakın, 
en çok dost olanı önce selâma 
başlar » buyurdular . 

Bunu yanlış anlamamalı . Âlla- 
ha kim yakın, kim uzak anlaşıl- 
sın da ona göre önce selâmı ki- 
min vereceği belli olsun demek 
değildir . Yâni kibir etmeyerek , 
kurum etmeyerek ilk önce kim 
selâm verirse bümiş olun ki , o 
kimse Allaha daha yakındır de - 

rnektir . 

Kibirli adam ilk önce selâm 
vermeğe atılmak şöyle dursun 
kendisine verilen Selâmı bile bazı 
almağa tenezzül etmez, « o kim 
oluyor ki bana selâm veri)W»der. 

Demek ilk önce selâm veren 
kimse, kibirlenmeyip, alçak günül- 
lülük etmiş oluyor , kendini tuta- 
mayıp karşıdakine olan muhab - 
betini daha evvel bildirmeğe atılı- 
yor bu yüzden de mertebesi 



— 40 — 

s ' " - * « • 

• * 

^Jy OK ^ ; <5jA- ^Jj- ^ 



— 41 - 

büyük olup Allaha daha yakın - 
lıyor, bunun için selâm vermenin 
sevabı, selâm almanın sevabından 
çok fazladır, halbu ki selâm ver- 
mek sünnet, almak farzdır. Far- 
zın sevabı da sünnetin sevabından 
daha çoktur . Lâkin bu kaide se- 
lâm hakkında yürümiyor, ilk se- 
lâm veren kazanıyor . bunu dü - 
şünmeli de öyle selâmı önce o ver- 
sin, bu versin diye beklememeli- 
dir, hemen güzelce selâtn verip 
gönül- almağa bakmalıdır . 

Lâkin şunu da bilmeli ki daha 
çok sevap alacağım diye köşe 

başında durup gelene geçene, mü- 
nasebeti münasebetsiz cayir ca- 
yir selâm "vermek te pek gülünç 
olur . 

Müslümanlıkta her şeyin bir 
usulü erkânı olduğu gibi selâmın 
da bir yolu yordamı vardır, öyle 



— 42 — 

• J-&X is" 

. jjKS it^i^ <^Wj f^*» **W / •^^î.UIİ 

M 



— 43 — 

sevap alacağım diye kendini âle- 
me eğlence etmektede mana yoktur. 

Şunu da bilmiş olun ki selâm 
alacağı umulan kimseye selâm 
verilir . Selâmınızı almayacak bir 
adama selâm vermek doğru değil- 
dir , zorla onu günahkâr etmek 
te manasızdır, ama selâmı niçin 
almıyormuş, almalı deyil mi ? o 
başka bahis. Sen mademki onun 
huyunu suyunu biliyorsun, yahut 
hâlinden, tavrından bir adamın 
selâm almıyacağım seziyorsun 
öyle ise sevap alacağım diye sakın 
durup dururken adamı günaha 
sokma ! . 

Lâkin bir de şu var ki, biriyle 
karşılaştınız, selâm vermek mü- 
nasebet aldı, tuttunuz selâm ver- 
diniz . Lâkin o adam selâmınızı 
almadı ; ya görmedi yahut her 
nedense görmemezliğe geldi, böyle 



— 44 — 

«Jjî .*lUy *j-&j>. Jiy Ji> V-^-. ^ 



— 45 — 

olunca [ne yapacaksınız? aidiy- 
di, almadıydı, gördüydü, gör- 
mediydi diye iş mi çıkaracaksınız 
dönüp arkasından bakarak: «şu- 
nu bir adam sandım da selâm 
verdim, herif hiç aldırmadı ne 
dersin?» diye ona buna mı anla- 
tacaksınız? 

Hayır, hayır! asla» böyle müna- 
sebetsiz şeyler hatırınıza bile gel- 
miyecek, hiç kızmıyacrksınız, hiç 
o adama düşman olup diş bileme 
çe kalkmıyacaksmız, merak et- 
meyin sizin selâmınızı o almadıysa 
ondan daha çok hayırlısı almış^ 
tır, bunu böyle bilip güzel güzel 
yolunuza gidin, sevap kazanyım 
derken ortaya bir dert çıkar- 
mamağa gayret edin. 
Şimdi selam bahsi olurken hatıra 



fj^jtj (*-* 0- jA*' ^.x ^ • J^r 

f^- r <y*> e*" ^.u •*** </-*!' f^- 



— 47 — 

askelerin selâm usulü gelir, lâ- 
kin burada bizim sözümüz as- 
kerler için değildir , başıbozuk- 
lar içindir, askerlikçe ne kabul 
edilmişse kimin kime önce selâm 
vermesi münasip görülmüşse o 
öyle yapılır, biz ona karışmayız, 

bu cihet sakın zihninize ilişmesin 
Şunu da söylevim ki selâm 
vermekten selâm yermeğe fark 
olduğu gibi selâm almaktan selâm 
almağa da fark vardır, bazı adam 
vardır , eli bal satar , suratı da 
sirke satar, işte böyle olmamalı 
ağız selâm verirken, selâm alır - 
ken yüz de beraber selâm almalı , 
selâm veremeli, etrafa zehirler 
saçmamak . 

Asık bir çehre, yıkık bir suratla 

alınan, verilen selâmın ne hayrı 
olur? öyle surat etrafındakiler 



— 48 — 
^ijlS <*j » y:xjs\ jjJL- Oj£\ £&f 

•İM . M 



— 49 — 

muhabbet saçmaz, dargınlık, düş- 
manlık saçar, bunun için Pey- 
gamber Efendimiz « Birbiri- 
ne karşı kaşlarını çatarak, yü- 
zünü ekşiten kimseleri Allah se*- 
mez » Bir başka hadisi şerifte de 
« Din kardeşinin yüzüne gülüm- 
siyerek tatlı tatlı bakman âdeta 
bir sadakadır! » buyurmuşlardır. 

Sadaka sade dilenciye verilen 
şey değildir, insan yiyeceğe, içe- 
ceğe muhtaç olduğu gibi tatlıdil 
güleryüze de muhtaçtır . 

Umduğu kimseden güleryüz 
görmeyen kimsenin hâli bir ka- 
pıdan koğulmuş dilenciyi andırır, 
o da muhtaç, oda muhtaç, birine 
verilecek sadaka, yiyecek, içe- 
cektir, ötekine verilecek sadaka da 
iltifattır , tatlıdil güleryüzdür , 
müslümanlıkta daha bunun gibi 
nice sadakalar vardır. 



— *ö — 

JrU> A»U . J^lJj» 7\j^ «jL-^ Jj>. ^ 

.jrj dU^s dL <*bl J«^*.ij9 JbVMy* 

û& - İS'J> V-^ ^l#i <5^j ia ^ 



- sı — 

Peygamber Efendimiz buyuru- 
yorlar ki « Bir din kardeşinle 
açık, ferah, ferah yerlerde gez- 
mek te sadakadır». Adamın karnı 
tok, sırtı pek olur da yine bir çok 
şeylere muhtaç bulunur, bir cana 
yakın ahbabiyle, arkadaşı ile ge- 
zinip ferahlanmak ister , arka- 
daşsızlık, ahbapsızlık ta büyük 
bir yoksulluktur. 

Zaman olur ki hoş bir arka- 
daşla gezip hava alarak ferah- 
lanmak adama bin ilâcın verme- 
diği şifayı verir, açık, havalı 
yerlerde gezinmek bukadar fay- 
dalı olduğu hâlde insan bazı ken- 
di kendine çıkıp gezemez, lâkin 
sohbeti tatlı, uygun bîr arkadaş 
bulunca seve seve gezinir, işte o 
arkadaşın sebep olup ta onu gez- 
dirmesi ' onu farahlandırmasu 
yok mu, bu da bir nevi sadakadır. 
Böyle sadakaları da birbirimizden 



— &2 — \ 



^filÂ^j j » «_>ydfe «!>£.? *aL~- . jC* 
*^— L* L*$ diri «j}k o<£ « îföjj 

* n 



— 53 — 

esirgemiyeceğiz , bunların en 
ehemmiyetlisi de -dediğim gibi- 
birbirimize karşı güleryüzdür , 
hele selâm verirken az çok 
tatlı bir sima çok lâzımdır , böy- 
le olmazsa selâmın bir faydası 
yoktur . Gelelim şimdi selâmın 
çeşitlerine : 

« Esselâmü aieyküm » diyene 
karşı «Ve aleykümüsselâm» denir, 
sade bukadarla kalmayıp «Ve rah- 
mettullâhi ve berekâtüh»ü de ilâve 
etmek daha münasip olur . Selâm 
kelimesinin basma eliflâm ilâve 
etmeksizin «Selâmün a!eyküm>> de 
denebilir selâmlaşmak usulü git- 
gide çok değişmiştir , « sabahı 
şerifler hayır olsun, akşam şerif- 
ler hayır olsun, vakti şerifler hayır 
olsun, efendim Allah ömür ver- 
sin» gibi sözlerle de selâm ver- 
mek âdet olmuştur, hiç bir şey 



— 14 — 

»M - \ 

^xJ . ibjduA-^j ^^1 Ai>-1.^? o^L- düU 

■ • , • • • -» • 

^Tai\ Jji dÜW jjj. ojj^l dUjj/" 



— §6 — 

söylemeksizin elle işaret ederek, 
yahut baş açarak selâmlaşmak 
usulü de çıkmıştır . Selâm içia 
yerine ve adamına göre riayet 
•dilecek usuller konulmuştur . 

Eğer biz başımızı alıp mağa - 
ralara kapanacak olsak âlemin 
selâmına , sabahına ehemmivet 
vermeyebilirdik , lâkin müslü - 
manlıkta keşişlik edip öyle mağa- 
ralara kapanmak yoktur, biz sade 
birbirimizle değil , belki bütün 
milletlerle işine göre karışıp gö- 
rüşeceğiz, her yüzden yana ci- 
kanı anlayıp dinleyeceğiz, ilimce, 
marifetçe, san'atça, ticaretçe kim- 
seden geri kalmamanın çaresine 
Irakacagız, bunun için karışmak, 
görüşmek şarttır, karışıp görüş - 
mek için de bütün âlemin kabul 
ettiği nezaket usullerine ister is- 
temez uymak gerektir 



JJKİA&l dltH jj^İ *ity . jjJtİ£ ji» ^W 

fj^f ?* J' *y y* j*U>L.~ ^^p ^«W«i 
£*Jh\ Jj^ •;>&£ yXJÂ\ >JL . j-ju-Ş ^ 



— 67 — 

Zemanın icabı» işi o dereceye 
getirmiştir ki «Selâmün aleyküm» 
diyenin selâmını almamakta ne 
gipi zararlar varsa, nasıl gönül 
kırılıp hatır kalmak muhakkak- 
sa bugünki usullerle selâm ve- 
ren kimsenin selâmını almamak- 
ta da öyle zararlar vardır, öylece 
gönül kırılıp hatır kalmak mu- 
hakkaktır, bunun için işin ince- 
liğini düşünerek selâmlaşmağı da 
adamına göre güzelce yapmak 
icap eder . 

Şimdi gelelim selâmdan sonra 
el tutuşmak mes'elesine . . Bu da 
selâmdan beklenen faydayı art- 
tıracak bir şeydir . Peygamber 
Efendimiz buna da çok ehemmi- 
yet verirlerdi . Eshabı kiramla 
hep el tutuşurlardı , « Ebu - 
zer » Hazretlerine biri sormuş 
«Peygamber Efendimiz sizinle gö- 
rüştüğü vakit elinizi tutarmiydi?» 



— 68 — 

c— b U*b .^1 ^x yp\c dU^_,U^ JV\ 

i *Jjks»-*±i\ *b tj^İA** ^j*A»*0 4i*-JjJ C**Jİ jii» .ijl 

■'• •^ • •• w »» • « . 



— &9 — 

demiş, o da « Ben her ne vekıt 
Peygamber Efendimizle görüş - 
tümse daima elimi tutarlardı» ce- 
vabını vermiştir . Hep resulullah 
Efendimizden örnek alan Eshabı 
kiramın âdeti böyle idi, daima 
rasgeldikçe el tuttşurlardı , yol- 
dan gelince de birbirinin boy - 
nuna sarılırlardı . 

Bir hadisi şerifte « Selâmdan 
sonra karşıdakinin elini tutup 
güzelce sıkmak selâmı tam edecek 
bir şevdir » buyurulmuştur . Se- 
lâmdan asıl maksat gönül al- 
mak değil midir ? sade selâmla 
kalmayıp el ele tutuşmak ta ada 
mm gönlünü büsbütün hoş ede - 
cek bir şeydir . Demek sence o 
adamın bir kıymeti varmış ki ona 
ehemmiyet veriyorsun, sade se - 
lamla geçip gitmiyorsun , işini 
bırakıyorsun , yolundan kah - 
yorsun , durup el tutuyorsun. 



— 60 — 

* ^ * 

m mu» 

*£Uj/" «i>^ ^ ^ ;cx»l >^ cüj 

•» • • •* 

•t * -t ,. , H - 

t? S * * 

m m m 



— «1 — 

demek onu seviyorsun, ondan iğ- 
renmiyorsun. Ah, bu ne iyi şeydir. 
Hep insanlar böyle olsalar, bir- 
birinin! böyle sevseler ne hoşolur, 

Iştte Peygamber Efendimiz her 
keşi böyle görmek istiyor , 
bütün insanların böyle sevişme- 
sini arzu ediyor, bunu için bir- 
birimize selâm verdiriyor, elele 
tutuşturuyor. Lâkin bukadarla da 
bırakmıyor, o eller birbirini mu- 
habbetle sıkerken el sahipleri- 
nin de öyle put gibi durmalarına 
razı olmıyor, o sırada tatlı bir 
yüzle hâl hatır sorarak hamdü- 
sena edenlerin ve birbiri için Al- 
lahtan rahmet mağfiret dile- 
yenlerin o anda, yâni birbirlerin 
den ayrılmazdan evel günahlar- 
dan kurtulacaklarını bildiriyor. 

El tutuşmanın bir faydası da 
çok kerre aradaki muhabbetin 
derecesini göstermektir. Bakarsın 



— 63 — 

» > 



.jUL . ^4İ*J Jt *M <>& • jj„> Jlr c5j^. &>- 

i* *■ * 

<&■ 4>j\ oL* . jy\jJu^> <Jû^ XLj\ dk*- ?»-»* 

i 

& J*jh j<~*j J>&.*- İ'Ûv . jj$\ Jj 



«3 

sana biri bir el verir . Lakın 
Allah el eylesin, paçavradan, ölü 
elinden farkı yok, hiç kımıldamı 
yor, hiç senin elini muhabbetle 
sıkmıyor, sade öyle tahta gibi 
duruyor, hem de okadar iğreti 
duruvor ki parmaklarını gev- 
şetsen hemen düşüverecek. Artık 
hiç düşümeğe hacet yok, o ada- 
mın seni ne kadar sevdiği mey- 
dandadır. 

Demek onun el verişi bir mu- 
habbetti değildir, zoraki bir şey- 
dir, öyle olmasaydı senin eline 
muhabbetle sarılırdı , canü gö- 
nülden gelen bir istekle elini sı- 
kardı, ama her kaidenin yürümedi- 
ği bâzı yerler olur, bir takım sinirM 
kimseler vardır ki sevsin, sevme- 
sin rasgeldiğinin elini cendere 
gibi sıkarak adamın parmaklarımı 
birbirine geçirirler, lâkin böyleleri 
azdır. El tutuşmak muhabbetin hem 
sebebi hem de^üzel bir miyarıdır. 



64 



6j J+* JJU}L» J<~*j 0**?j} <i*£ /4-**i 



— 65 — 

Btfzt aklı ermiven kimseler se- 
lamdan sonra bövle el tutuşmağı 
beğenmezler , el ele toka et - 
mek gâvur işidir diye hoş gör- 
mezler ' O zavallılar bilmez- 
ler ki bunun arapça adı musa- 
fahadır, Peveamber Efendimi- 
zio sevdiği , metettiği ve daima 
yaptığı bîr şeydir. Musafaha şaka 
değil öyle namazın sünnetleri 
gibi bir sünnettir. Bazı adamlar 
vardır, ölünceye kadar böyle süıı 

neti müekkede olan namazları 
güzel güzel kılarlar da selâmlat- 
tıktan sonra birinin elini bir defa 
bile tutmazlar, halbuki bu da bir 
sünneti müekkededir . 

Lâkin sünnettir sevaptır diye 
uluorta, rasgeldiğinin eline yapış- 
makta da mana yoktur, selâm gibi 
bunun da bir kararı, bir kıvamı 
vardır, söz temsili dar bir sokakta 
ya bir geçitte biriyle karşılaştınız 



— 66 



M/ 

O-^J^ c^— J, *^ t5"^-£ **~^ f (S^JJ uf 

s jCj-U j£İ5 *^ j^J ^jij ut *> 

• * 



— 67 — 

iliç tanışmadığınız hâlde o adamı 

durdu size vol verdi, iste burası 
sade bir selâm verirdir, güzelce 

bir selâm verip geçersiniz , 
hatta durup ta size yolverdiği 
için bir de teşekkür edersiniz , lâkin 
bukadarla kalmayıp hemen o ada- 
mın eline sarılmak doğru değil- 
dir , el tutmak için az çok tanış- 
mak ister , yahut tanınmasa bile 
bir iş için görüşmek konuşmak 
gibi sebepler lâzımdır , öyle sade 
rasgelmekie bilmediği adamın 
elini sıkmağa kalkışmamalıdır . 

Bir de var ki pekâlâ tanıştığı - - 
nız birine rasgeldiniz, lâkin ada - 
mm elleri çıkınla, paketle dolu, bir- 
takım bir şevler almış , bir şevler 
yüklenmiş, yahut eli yanı hoş a- 
ma bir acele işi var, eteği tutuş- 
muş gibi telâşla gidiyor, haydi , 
gözünüz gözüne ilişti , selâmlaş 4 

atınız, işte o kadar kâfidir, varsııî 



— 68 — 

£xî\ «jSU j\ u yt . og&if- *'---!J J*^* V 

AÎ^^İil,^» c J2j\j> W'-'' L r *«İ.aI»U-W* 

«■ 



— 69 — 

adamcağız işine gitsin, onu o 
-hâlde iken durdurup ta elini si- 
* kaçağını diye yolundan ahkomak 
yahut elindeki çıkınları oraya 
buraya bıraktırmak saygısızlık- 
tır. Müslümanlıkta nezaket var- 
dır, saygısızlık yoktur. 

El tutmanın bir şartı da sağ 
eli uzatmak ve o el de temiz bu- 
dunmaktır . Bilirsiniz ki müslüman- 
. hkta sağ el ile sol elin ayrı ayrı 
vazifeleri vardır. Sağ elle burun 
temizlenmez , kirli bir yere , 
pis bir şeye o el dokundurulmaz, 
büyük temizlikler hep sol elle 
yapılır . sağ el de en evi şevler 
için saklanır, iste en evi şevler- 
den biri de ahbap elidir. 

Sen bana elini mi vereceksin, 
aramızdaki muhabbeti mi artır 
çaksın? övle ise bana övie bir el 
ver ki ben onun hep temiz yer- 
lerde kullanıldığını biteyimde oeli 



— 7# 



jjSJ\ ( J\ j£ J3I j\j.. .>jl"^» v*-^^ 4j£ta*âV--* 

İm, "^ - v «■/"*• r * ♦ 

s-L» ^>* Jj^j ^A,V. • J^>* ^ a: ^ «iktal j*^ 
4-J^S y& .j-^'jbı 3^* Jt ^ *^ < d^/j Jl 



— 71 — 

seve seve tutavım o eli eli — 
nıin içinde tutmaktan zevk da — 
yayım, yoksa bana sol elini ve . — 
rirsen ben onu istemeye' istemeye 
tutarım, bir an eve! şu elimi e — 
İkiden bir kurtarsam diye bakarını 
zira sol el nekadar temiz olsa yine 
şüpheli bir eldir, se vişenler arasında 
böyle şüpheli şeyler yaraşmaz . 

Muhabbet dediğin pek nazik 
bir şeydir , her şeyden evel 
temizlik- ister, ufak bir dikkat — 
sizlik insanı birinden soğutuverir,. 
ölünceye kadar adamın içinden 
çıkmaz ," bunun için hep sağ el 
verilmeli hem de o el temiz bu - 
lunmalıdır, temiz değilse el tut - 
mağa kalkmamalıdır . Karşındaki 
sana el vermek isterse affedersiniz 
elim tozlu, yahut ıslak diye özür 
dilemelisiniz . Sebebini söylemeden. 
el vermeyecek olursanız ayıp olur, 
sonra karşınızdakinin cjönîü kalın 



72 



4 jaDLıi (3"*^,. ^-^ * j^ a j^ ^•v^**" (J d -?^ 



— 73 — 

Bir de vardır ki bazı adamın 
eli çok terler, daima sırsıklam du- 
rur, böyle olanlar da pek mecbur 
olmadıkça kimseye el uzatmama- 
hdırlar, icap edince de yakıtlıca 
davranıp temiz mendille gizlice 
elini kurulavarak övle el tutuş - 
malıdırlar, ama diyeceksiniz ki 
bü uzuu iş . Elbette ya ne zan- 
nettiniz? kendini başkalarına sev- 
dirmek , kendini başkalarından 
soğutmamak kolay değildir, bu- 
nun için dikkat edilecek , riayet 
edilecek çök şevler vardır . 

Bunların biri de selâmlaştıktan 
sonra el tutulacağı sırada elle - 
rin çıplak bulunmasıdır , demek 
eldivenli^ elimizi başkasına uzat- 
mıyacağız , uzatacaksak mutlaka 
eldiveni çıkarmak lâzımdır . Böyle 
yapmamak kabalıktır, nezaket- 
sizliktir, karşındakme ehemmiyet 
vermemezliktir, el dediğin günde elli 



— 74 — , 

^* * * 

dki . »j ı*li«t Jöle Ll jt&* * ili- 

y* Jf Jp dtu^lst ^t JL* JiLl jVjpjI? 

w . f " I * 

j* *y*>\j u j\j . j>j\* Jı «4^1 *i^fi 



— 7â — 

defa yıkanabilir,, lâkin eldiven 
böyle midir ya? onun bir takımı 
hiç yıkanmağa gelmez, birtakımı 
ela yıkansa yıkanır ama âdet ol- 
mamıştır, demek eldiven denilen 
şey yıkanmadan kullanılan bir e! 
kabıdır. 

Kendisiyle bin türlü sev tutulan. 
j a ■ ■ j. 

pasaklı bir el kabını başkasının 

gül p*ibi eline uzatmak insaniyete, 

mürüvvete yakışır şey değildir, 
isterse o eldiven yeni olsun, temiz 

olsun, yine soî el gibi şüphelidir, 
şüpheli bile olmasa yine nezakete 
yakışmaz. 

içimden gelen bir muhabbetle 

uzattığım eli yine muhabbetli bir 
el karşılamahdır, halbuki benim 

seve seve uzattığım ele yünden. 
örülmüş, deriden' yapılmış bir kı- 
lıf karsı cıkıvor, ama o kılıfın 
içinde el varmış, var ama arada 
da neler var, o dostumun elini bir 
türlü bulamıvoHım 4, onun elini 



— 76 — 
4İİ. < Jj-*M <^-> ^ jjf-***'" î*Wi <r ^ 



jzjs y^A 



Jkt jH/> Jy^\ if S:^ -^ Jİ • 

+?&j\ ü^J^ : t J 1 ^ *^ <*V^ ^^ 
Jt o yj« <ojJa£l lİJj* J%>\. JJİJ^ ^ 



— 77 — 

muhabbetle sıkıp bir tat duy - 
mu yorum, bu bana o dostumun 
bir cefası, bir ezası değil midir ? 
İşte bunun için Peygamber Efen- 
dimiz buna razı olmıvorlar, bunu 
hiç hoş görmiyorlar, buuun hak - 
kında çok hadisi şerifler vardır. 
O zamanda şimdiki gibi eldiven 
kullanmak âdeti yoktu, lâkin gi- 
yindikleri yahut sarınıp bürün- 
dükleri esvabın içinde kalan eli çı- 
karmadan öylece esvap altından 
el tutuşanlar olurdu, soğuğa sı - 
cağa karşı eldiven vazifesini gör - 
mek için pek uzun yapılan kol - 
ların içinden de birbirine el veren- 
ler bulunurdu, işte Peygamber 
Efendimiz buun beğenmiyorlar» 
böyle yapmak bir insaniyet- 
sizlik, bir nıürüvvetsizliktir, di - 
yorlar, bunu dostlara karşı reva 
görülmiyecek bir cefa sayıyorlar. 



— 78 — 

> ^■>tij > /«-L^ *j^>x. ö-wU (VjLrj Jjl<-— 
t - *■ s* - t* 






Ne güzel , ne kadar haklı bir 
„.söz ! ne kadar ehemmiyetli bir 
eezaket dersi !.. 

Bu ders bize bin üçyüz bu ka- 
dar sene evel verildiği hâlde ine- 
denivet dünvası bunu daha veoi 
yeni akıl etmeğe başlamıştır , el 
tutuşurken eldiven çıkarmak son 
zamanlarda moda olmuştur, böyle 
incelikleri herkesten evel bizim 
yapmamız lâzımdı , şimdiye ka- 
dar yapamadıksa bundan sonra 
yapmağa çalışalım . Peygamber 
Efendimizin daha ne güzel terbiye, 
nezaket , saygı dersleri vardır ki 
her biri bütün cihana örnek ola- 
cak şeylerdir, inşallah onları da 
dilim döndüğü kadar söylemeğe 
gayret ederim, bu seferlik buka- 
*dar kalsın > 



Yanlış 



Doğru 



Sayıfa Satır 



Evvel 


Fvel 


39 


22 


Yalanlıyor 


Yakın sayılıyor 


41 


1 


Deiyil 


Değil 


43 


9 


Kızmıyacrksınız 


Kızmıyacaksm 


45 


11 


Kazanyım 


Kazanayım 


45 


17 


Yermeğe 


Vermeğe 


47 


10 


Etrafındakiler 


Etrafındakilere 


47 


21 


Farahlandırması 


Ferahlandırması 


51 


21 


Getirmiştir 


Getirmiştir 


7>7 


2 


Tutarmiydi 


Tutarmıydı 


57 


23 


Tuttşurlarcb 


Tutuşurlardı 


59 


7 


Şevdir 


Şeydir 


59 


13 


Birinini 


Birini 


61 


4 


işte 


îşte 


61 


5 


Kerre 


Kere 


e\ 


ât 


Lakın 


Lâkin 


63 


1 


duruvor 


duruyor 


63 


7 


bâzı 


bazı 


63 


18 


şeye 


seve 


71 


1 


tutavım 


tutayım 


71 


1 


uzuu 


uzun 


73 


8 


başkasına 


başkasına 


73 


18 


karşın dakm e 


karşmdakine . 


73. 


22 


içinden 


içinden 


75 


16 


duymuyorum 


duyamıyorum 


77 


1 


buun 


bunu 


77 


18 



Fiyatı 35 kuruştur 



Kitabı yazanın bastırdığı Kitaplar 




t sağlığı | Köy hatibi 

kkale cephesinde ') Köy hocası 
p düşündüklerim {] Köylü ilmihâli 
| Türkçe hutbeler 
Asker ilmihali | İptidaîlerde Dindersleri 



Türkçe hutbelerle Vaz ve Asker ilmihâlinden başka 
bu kitapların mevcudu kalmamıştır. Köy hocasi 
on beş günde bir çıkar mecmuadır. Seneliği yüz otuz 
kuruştur.